Gazeteci-Yönetici takım kuruyor

ABONE OL

Aykut Kocaman, teknik direktörlüğünün 15'inci yılında Goal

Aykut Kocaman, teknik direktörlüğünün 15'inci yılında Goal.com'un sorularını yanıtlıyor; dün, bugün ve gelecek hakkında her şeyi anlatıyor...

“Şu an denizin tam ortasında dalgalarla boğuşuyoruz” diyor Aykut Kocaman. “Bu dalgalar bizi yutacak mı, bize direnç mi katacak bunları göreceğiz.”

Geçen sezonu 66 puan toplayarak tamamladılar. Sadece saha içinde değil, saha dışında taraftarla yakaladıkları kimyayla da dikkat çektiler, ligin en çok konuşulan takımlarından biri oldular. Ligi üçüncü sırada bitirerek Avrupa Ligi’ne doğrudan katılma hakkı elde ettiler.

Oysa “sürekli gelişim”e inanan Aykut Kocaman’ın dünyasında bu, hikayenin sadece bir kısmını oluşuturuyor. Ona göre esas başarı; istikrarlı ve tutarlı bir yapı kurabilmek. “Dalgalarla boğuşuyoruz” diyor, çünkü bir yandan Avrupa gibi daha fazla fizik kapasite isteyen bir ligde, güçlü rakiplerle mücadele ediyorlar.

Diğer taraftan ligde geçen sezona göre daha az puan toplamalarının düşüşü sembolize etme riski var. Bu nedenle Aykut Kocaman’ın ve ekibinin üzerinde beklenti yönetimi sorumluluğu da var. “Boğuşuyoruz, su üstünde kalmaya çalışarak yön tayin etmeye çalışıyoruz” sözleriyle tarif ediyor durumu.

Goal Türkiye ekibi olarak Aykut hocanın Konyaspor Kayacık Tesisleri’ndeki odasındayız. Türk futbolunda son dönemin en ilgi çekici başarı hikayesinin yazıldığı ve yazılmaya devam ettiği bu odada, Aykut hocadan gelişimi ve gelişimin sırlarını dinliyoruz. 

2001 yılında Metin Türel'in yardımcılığını yaptıktan sonra, İstanbulspor'u teslim alıyorsunuz. Sekiz maçta yedi galibiyet, bir beraberlik; muhteşem bir kariyer başlangıcı… Aradan 15 yıl geçti. 15 yıl önceki Aykut Kocaman ve bugün geldiğiniz nokta… Nasıl bir gelişim var?
O sezon, ilk sekiz haftadaki performansa rağmen liderlik koltuğuna oturamamıştık. Galatasaray’la aynı puandaydık ama onların averajı bizden daha iyiydi. Biliyorsunuz, bizde toplumsal olarak hep bir kahraman aranır. Bir kahraman gelecektir, her şeyi derleyip toparlayacaktır. Sanki o arayışların içerisinde ben de yer aldım...

Hep benim sihrimi merak ediyorlardı. Soranlara şaşırdığımı, böyle bir beklentimin olmadığını, aslında çok da fazla bir şey yapmadığımı, tamamen futbolculuk refleksiyle hareket ettiğimi, bu sonuçların doğru olmadığını, bunun arkasının sıkıntı olarak gelebileceğini hissettiğimi söylüyordum. Tabii bu insanların hoşuna gitmiyordu.

Çünkü insanlar şunu istiyorlar: Sekiz maçta yedi galibiyet, bir beraberlik; parlak bir isim, parlak bir kariyer. Her şey çok pırıltılı gözüküyor ve bunun arkasına da gelecek cümlelerin o pırıltıyı devam ettirecek cümleler olmasını bekliyorlardı. Fakat öyle değildi. 

Bugün aynı yerdeyim. Hâlâ bir şeyler görmeye ve öğrenmeye çalışıyorum. Aslında antrenörlük anlamında ne kadar yetersiz olduğumu gözlemliyorum. Değişmeyen bir şey var mı? Var. Olaylara hâlâ, en azından benim tarafımdan olduğu şekliyle, gerçekçi bakmaya çalışıyorum. Ama bugünden o günlere baktığımızda, daha ilerideyim.

Oyuncuları anlamakta, oyunu anlamakta, anladığımızı anlatabilme halimizde ve uygulatabilme yeteneğimde çok daha öndeyim. Çünkü teknik direktörlük, o zaman da söylüyordum bugün daha rahat söylüyorum, 7 ila 10 yıl arasında öğrenilen bir iş. Bu sürede hem oyunu kafanızda daha iyi oturtmaya başlarsınız ve saha içinde de bunları yapmaya çalışırsınız.

İlk etapta aklınıza gelen o 15 yıllık öğrenme sürecindeki gelişimde en önemli kırılmayı nerede yaşadınız?
Son zamanlardan örneklemek gerekirse, ben topun çok değerli olduğunu düşünüyorum. Ve bütün oyunu, şu şekilde düşünmüştüm: Burada tek malzeme var, o da top. Oyun topun çevresine dönüyor. Beceri o topa hükmetmektir. Beceri ve eğlence... Futbolu bir eğlence olarak görüyorum, hep bunu söyledim.

Buradaki en büyük eğlence de topa sahip olmaktır. Şurada ikiye iki oyun oynasak, koltukları kale yapabiliriz, bir tane gazeteyi kıvırıp top haline