Messi'yi reddeden genç; Dani Olmo'nun hikayesi

Barcelona'nın ünlü alt yapısı La Masia'da yetişip, bir başka futbolcu fabrikası Dinamo Zagreb'de yıldızını parlatıp oradan da Red Bull Leipzig'in yolunu tutan İspanyol futbolcu Dani Olmo hayat hikayesini anlattı.


Messi'yi reddeden genç; Dani Olmo'nun hikayesi
31 Ağustos 2021 - 12:35 - Güncelleme: 31 Ağustos 2021 - 12:57
FUTBOO | La Masia'dan bir oyuncu çıktıysa onu dikkatle izlemek gerek. Aynı şeyleri Dinamo Zagreb için de söyleyebiliriz. Eğer burada genç bir futbolcu dikkat çeken performans ortaya koyuyorsa dikkate almak gerek. Bu dediğimiz iki özellik Dani Olmo da birleşmiş durumda. Zaten kendisi de bu müthiş okullarda sınavlarını verip mezun olmuş durumda. 22 yaşında Leipzig ve İspanya Milli Takım formasıyla adından söz ettirmeye devam eden, bonservis ücreti 40 milyon euroya dayanan Dani Olmo, The Players Tribune için kariyerini kaleme aldı.

İşte Dani Olmo'nun kaleminden kendi hayatı...

Ne düşündüğünüzü biliyorum, ne bilmek istediğinizi de biliyorum. Barcelona'dan Zagreb'e, oradan da Leipzig'e nasıl gittim? Camp Nou'dan sadece 25 kilometre uzaklıkta doğan Katalan bir çocuk, Hırvatistan'a gitmek için nasıl La Masia'yı terk eder? 

Her zaman daha fazla oynamak isteyen bir çocuktum. Hatta topla beraber yatardım! Abimle sürekli futbol oynardık, beni nişan alıp topu üzerime fırlatırdı. O ve babam ile evde futbol delisi olmamak imkansızdı. Babam Miguel bir kozmetik dükkanı işletiyordu ama gerçek tutkusu ve diğer işi futbol menajerliğiydi. 

'Bir topla kendi başıma oynuyordum, Messi de oradaymış'

Bu güzel oyunla nefes alıp bu oyunla yaşadık. Benim için hiçbir şey oynamak kadar önemli değildi. O topla beraber yaşamak... Biliyorum aslında her futbolcu bunları söyler değil mi? Ama gerçekten anladığınızı sanmıyorum. Size topla benim ne kadar ayrılmaz olduğumuza dair bir örnek vereceğim. Bir keresinde La Masia'ya katılmadan önce, babama Castelldefels'te bir maçtayken eşlik ettim. Ben sekiz yaşındaydım. Bir topla kendi başıma mutlu bir şekilde oynuyordum. Babamın bir arkadaşı bana 'Hey, Dani buraya gel! Buna inanamayacaksın, Lionel Messi ile fotoğrafınızı çekeceğim!' dedi. Görünüşe göre, Messi'nin de Castelldefels maçında oynayan bir arkadaşı vardı ve onu görmeye gelmişti.
'Kim Messi ile fotoğraf çekmek istemez ki? Ben...'

Vay be! Messi değil mi? Castelldefels'te mi? Hangi çocuk onunla fotoğrafını istemez ki?
Ben! ''Hayır, teşekkürler. Böyle iyiyim. Oynamaya devam etmek istiyorum! Bu sadece bir fotoğraf değil mi?'' modundaydım. Benim isteğim dışında Messi ile fotoğrafımı çektiler. Ona hiçbir şey söylemedim bile. Fotoğraf sesini duyar duymaz topuma geri döndüm. 

Aslında beni zorladıkları için mutlu olduğumu söylemeliyim, çünkü o fotoğraf hala evde çerçevelenmiş durumda. Ancak o zamanlar oyunumun kesintiye uğraması nedeniyle bu fotoğraftan memnun değildim. Sanırım bu örnek topu ve oyunu ne kadar sevdiğimi gösteriyor. Messi bile dikkatımı dağıtamazdı! Üzgünüm Leo...



Messi ile tanışmamdan kısa bir süre sonra La Masia'ya katıldığımda aslında ağladım. Dokuz yaşındaydım ve Espanyol'da arkadaşlarımla kalmak istemiştim. Ama kararı babam vermişti ve sonunda benim için en iyisinin ne olduğunu bildiğini söylemeliyim. La Masia'dan birçok harika anım var ve kulübün her zaman kalbimde özel bir yeri olacak. Orada oynamak bir ayrıcalıktı. Bu, futbol dünyasının geri kalanı için bir referanstır ve herhangi bir çocuk orada oynamak için her şeyden vazgeçerdi. 

'Burası özel bir yer, burası Barcelona'

Burası özel bir yer. Yüksek standartların olduğu bir yer. Hadi ama, burası Barcelona! Yine de baskı vardı. Gerçek baskı. Her zaman sizi izleyen biri vardı. Her gün orada son günüm olabileceğini düşünüyordum. 

İlk yılımın sonunda antrenörümüz hepimize neden önümüzdeki yıl La Masia'da olmayı hak ettiğimizi düşündüğümüzü sordu. 10 yaşındaydım. Çok gergindim. Ne söyleyeceğime dair hiçbir fikrim yoktu. Sadece oynamak istiyordum! Terliyordum. Bunun hayatımı nasıl etkileyeceği hakkında hiçbir fikrim yoktu. Sonunda bana gelip sordu... 'Peki, Dani, neden önümüzdeki sezon burada devam etmen gerektiğini düşünüyorsun?' dedi. Ben sadece 'Koç, iyi bir sezon oldu ve sanırım yıl boyunca geliştim' gibi bir şeyler söyledim. Bana bir saniye baktı ve sonra 'Evet katılıyorum. Çok güzel Dani.' diyerek devam etti. 

Kısa süre sonra gelecek yıl devam edeceğimize dair onay aldık. Barcelona'da inanılmaz insanlarla tanıştım ve çok şey öğrendim. Camp Nou'da bir maç bile oynamıştım. O sahada... Kutsal topraklar! Rüya gibi... 

'Kimse Barcelona'yı bırakıp Hırvatistan'a gitmiyor'

Öyleyse neden yedi yıl sonra bu inanılmaz yerden ayrıldım? Bir projeye ihtiyacım vardı. Ve tabii ki ben olduğum için oynamaya ihtiyacım vardı. Topa ihtiyacım vardı! 
İlk başta Barcelona gideceğime inanmamıştı. Sonuçta kimse Barcelona'yı bırakıp Hırvatistan'a gitmiyor. Kimse bunu daha önce yapmamıştı. Ama ben yaptım. Babam tekliften bahsettiği anda 'Gidiyorum' dedim. Bu kadar basitti. 

'Nerede olduğu umurumda değildi, tek duymak istediğim buydu'

Espanyol'dan Barça'ya gittiğimde olduğu gibi korkmamıştım. Konfor bölgemin dışına çıkmam gerekiyordu ve bu 16 yaşında olmama rağmen doğal bir adım gibi geldi. Babam bana 'Dinamo Zagreb seni proje olarak düşünüyor, her şeyi senin üzerine yatırmak istiyorlar.' dedi. Tüm duymam gereken buydu. Nerede olduğu ya da beş büyük lig dışında olduğu umrumda değildi. Hırvatistan hakkında hiçbir şey bilmiyordum ama Barça'da sistemde kaybolma gibi tehlikelerle karşı karşıya olduğumu biliyordum.

Barcelona'da Carles Alena, Cucurella, Carles Perez gibi oyuncularla aynı yaş kategorisindeydim. Bugün o takımda sadece Alena, A takımda. O da kiralık. Grubumun geri kalanı ya başka kulüplerde ya da Barça B takımında. İlk takıma girmek gerçekten çok zordu. 

'Bana en pahalı satış olacağımı söylediler'

Dinamo Zagreb'in başkanı Mirko Barisic, bana tecrübe vereceklerini, daha da önemlisi kulüp tarihindeki en pahalı satışı yapacaklarını söyledi. Dinamo, genç yetenekleri geliştirmesi ve Avrupa'nın en iyi kulüplerine göndermesiyle ünlüdür. O zamana kadar en büyük satışları Luka Modric'in 16 milyon sterline Tottenham'a göndermeleriydi. Gençken, birinin size bu kadar güven duyduğunu duymak, sonunda size Modric'ten daha değerli olabileceğinizi söylemek... Vay be! 



Buraya resmen bağlandım. Ülke olarak Hırvatistan'a bağlanmam da uzun sürmedi. İnanılmaz güzel bir yer ve ben hala orayı ikinci evim olarak görüyorum. Tatillerde seçeneklerim var: ya ailemin olduğu İspanya'ya ya da Zagreb'e. Diğer ailemin olduğu yere!

'Hırvatistan harika bir ülke' 

Hırvatistan harika bir ülke ama yine de yeni bir ülke. Savaşın etkileri hala var. Zagreb gibi bazı büyük şehirlerde bu kadar belirgin olmuyor bu durum ama küçük kasabalarda savaşın sonuçları net şekilde gözüküyordu. Size bunu nasıl açıklayayım... Sanki o yerlerde farklı bir hava soluyorsun. Bazı kasabalarda duvarlarda kurşun delikleri ve bomba hasarları olan binaların önündeki sahalarda futbol oynayan çocuklar görmeye devam edebilirsiniz. O görüntüler aklımda kaldı, beni şok etti. Bir yabancı olarak hakkında konuşmak benim için bile zor. Bunu görmelisiniz, yaşamalısınız. 

Futbol aracılığıyla Hırvatistan tarihi hakkında daha çok şey öğrendim. Dili öğrenirken şarkıları ezberledim ve kelimelerin arkasındaki anlamları anlamaya başladım. Acı ve ıstıraptan ve hiçbirinin olmadığı zamanlarda birlik arzusundan söz ediyorlar. Bu sözler tüylerimi diken diken ediyor! 

Dinamo, Leipzig'e transfer olduğumda beni tüm zamanların en pahalı satışı yapma sözünü de yerine getirdi. Çılgınca bir sözdü! Oradan, projemin bir sonraki bölümüne Leipzig'de başladım. 

'Nagelsmann tuhaf biri ama çok zeki!'

Ocak 2020'deki transferimden önce Julian Nagelsmann benimle şahsen iletişime geçti. Ve beni Almanya'ya gelmeye ikna eden kişinin kendisi olduğunu söylemeliyim. O bazen tuhaf bir adam ama çok zeki ve tutkulu! Aynı zamanda harika bir iletişimci. Dürüst olmak gerekirse onu tarif etmenin en iyi şeklini bilmiyorum. O sadece Nagelsmann. Aradığında bana ne kadar güvendiğini ve bir sonraki seviyeye nasıl ulaştıracağını anlattı. Bunu başka hiçbir kulüp yapmadı. Bana Dinamo’nun beş yıl önceki inancını hatırlattı ve bunun doğru proje olduğunu biliyordum. Şimdiye kadar yanılmadım!

'Hiçbir şey Hırvatistan'daki o maçın önüne geçemez...'

Ancak, futbol yolculuğum şimdiye kadar ne kadar şaşırtıcı olursa olsun, hiçbir şeyin Hırvatistan'da oynadığım bir maçın önüne geçemeyeceğini söylemeliyim. Dinamo Zagreb - Hajduk Split... Büyük derbi! El Clasico gibi ama ondan daha yoğun. Hırvatistan'da Dinamo ve Hajduk, anne ve baba gibidir. Herkes bir taraf seçer. Kimse tarafsız değildir. Ne zaman güneye Split'e gitsem sanki orada olmamalıyım gibi hissederdim. Düşman hattındaymışım gibi hissediyordum. Bazen insanlar sokakta bana hoş olmayan şeyler söylerlerdi. 

Ağustos 2017'de Maksimir Stadyumu'nda daha 19 yaşındayken oynadığım bir derbiydi... Sakatlıktan yeni dönmüştüm. Aslında hafta içinde Avrupa'da bir maç oynamıştık ve ben kırmızı kart görüp atılmıştım! Hala kariyerimdeki tek kırmızı kart budur. O maçın ertesinde ise derbi vardı. Derbi için yedek kulübesindeydim. 1-0 yeniyorduk ve koç ikinci yarıda beni oyuna almaya karar verdi. 

Bu benim şansımdı! Sanırım o atmosferde gözlerim sahaya çıkmadan parladı. Oyuna girdikten sadece birkaç dakika sonra Hajduk beraberlik golünü attı. Koç bana bu devasa maçta güvenmişti. Bu en büyük maç ve bu anı yakalamam gerekiyordu. Topa ihtiyacım vardı. 78. dakikada oldu... 

Oyun sağdan başladı ve içeriye yöneldi. Şilili kanat oyuncumuz Junior Fernandez ile paslaştık. Top savunmadan önüme mükemmel bir şekilde düştü. Kaleye 25 metre uzaklıktaydım. Çok sert bir şekilde vurdum, top alt köşeden gol oldu. Mükemmeldi... Stadyum patladı. Ben patladım. 

'Futbol ne kadar güzel, futbol ne kadar güzel!'

Takım arkadaşlarım etrafımda toplanıp beni kutlarken ben İspanyolca 'Futbol ne kadar güzel, futbol ne kadar güzel!' diye bağırıyordum. Kaç tanesinin bunu anladığına emin değilim ama sonuçta futbol evrenseldir. Maçı 3-1 kazandık ama bu gol benim için her şeyi değiştirdi. Hala hayatımın en mutlu anlarından biridir.

Bugüne kadar kariyerimdeki birçok kişiye teşekkür etmem gerek. Ancak en büyük teşekkürü Hırvatistan için etmeliyim. Bana beş inanılmaz yıl veren, ülkedeki en iyi kulübün beni projesi haline getirdiği inanılmaz bir ülke. İkinci evim olan Hırvatistan'a çok şey borçluyum. Proje olarak daha iyisini isteyemezdim. Futbol ne kadar güzel değil mi? 
--------------

YORUMLAR

  • 0 Yorum