Riekerink'in Galatasaray'ında sistem ve çalışma
MAÇ ÖNÜ ANALİZİMİZİ HATIRLAYALIM: GEÇİŞ FUTBOLU DÜELLOSU… (Devamı…)
SİSTEM VE ÇALIŞMA
Maç öncesi yazısında açık ve örtük olarak söylenmişti aslında; tüm futbol parametrel
MAÇ ÖNÜ ANALİZİMİZİ HATIRLAYALIM: GEÇİŞ FUTBOLU DÜELLOSU… (Devamı…)
SİSTEM VE ÇALIŞMA
Maç öncesi yazısında açık ve örtük olarak söylenmişti aslında; tüm futbol parametrelerinin Başakşehir’i işaret ettiği.
Hatırlayacak olursak; Başakşehir’in en temel zayıflığı savunmasının yavaşlığıyla yan ve duran toplardaki ataletiydi. Galatasaray’ın ise yan ve duran toplardaki zayıflıklarının yanında rakibine oranla daha çok aksadığı saha içi parametre de vardı; fiziksel kalitesizlik, bireysel beceriye dayalı oyun, taktik disiplinsizlik, antrenmanlarda tekrarlanmamış hücum setlerine sahip olmamak ve kolektif oyun yapısından uzak olmak gibi.
Esasında bu sorunların hepsini sezon başlangıcından itibaren Galatasaray’ın yeterince ve iyi çalışmaması başlığı altında toplayabiliriz.
Bunu biraz açmakta fayda var.
XXX
Galatasaray en son lig maçını 29 Ekim 2016, Cumartesi akşamı Adanaspor karşısında oynadı. Bu maçın ardından Başakşehir hazırlıkları şöyle gerçekleşti. (Tırnak içlerindeki ifadeler Galatasaray’ın resmi sitesinden alındı. Ayrıca antrenman başlarındaki ısınma ve germe hareketleriyle 5’e 2’lere yer verilmedi.)
- 30 Ekim 2016, Pazar: “Antrenmanın ana bölümünde rakipsiz hücum varyasyonları üzerinde duruldu. Son bölümde ise dar alanda dörde dört yüksek tempolu çift kale maç gerçekleştirildi.” (Bu antrenmana Adanaspor karşısında ilk 11’de forma giyenler katılmadı. Bu futbolcular günü rejenerasyon çalışmasıyla tamamladılar.) - 31 Ekim 2016, Pazartesi günü: Galatasaray günü dinlenerek geçirdi. - 1 Kasım 2016, Salı günü: “Üç grup halinde baskı üzerine bir çalışma yapıldı. Antrenmanın son bölümünde ise üç grup halinde dar alanda çift kale maç turnuvası gerçekleştirildi.” - 2 Kasım 2016, Çarşamba günü: “Antrenmanın ana bölümünde 11’e 11 iki takım hâlinde taktik çalışmalar üzerinde durulan bir çift kale maç yapıldı.” - 3 Kasım 2016, Perşembe akşamı: Maçtan bir gün önceki bu antrenmana ilişkin sitede açıklama yok. Ancak bu antrenmanda fiziğe dayanmayan taktik uygulamaların yapıldığını varsayabiliriz.XXX
Görüldüğü gibi Galatasaray sadece üç gün (yaklaşık 4.5 saat) ciddi anlamda çalışarak Başakşehir’in karşısına çıktı.
Elbette oturmuş bir takımsanız, hangi anda kimin ne yapması gerektiğini sahadaki bütün futbolcular iyi biliyorsa bu üç günlük antrenman da yeterli olabilir. Ancak Galatasaray temelde yeni kurulan bir takım, bu nedenle birçok eksiği var; başta hücum setleri olmak üzere birçok alanda takım standartlarının ortaya çıkması için Galatasaray’ın diğer takımlara göre daha fazla antrenman yapmasını gerekiyor. Bu, Karabükspor maçından önce de böyleydi, Başakşehir maçından önce de.
Bu durum bizi teknik direktöre, Jan Olde Rikerink’e (JOR) götürüyor. Durumu daha sağlıklı anlamak için başka bir analize ihtiyaç var.
XXX
Sezon başında, yapılan transferler üzerinden Galatasaray Spor Kulübü’nde gelecek vaat eden iki branş vardı: Futbol takımı ve erkek basketbol takımı. Bu iki şubede de geçen sezon görev yapmış teknik isimler görev başındaydı ve transfer dönemi bu teknik isimlerin yönlendirmeleri doğrultusunda gerçekleştirilmişti.
Yine sezon başında yapılan transferler ve koç seçimi nedeniyle kınanan ve hiçbir gelecek öngörülmeyen başka bir branş vardı Galatasaray’da: Kadın basketbol şubesi.
Küme düşmeye aday gösterilen bu takımı Ekrem Memnun’un (onun da lakabının “imparator” olduğunu hatırlayabiliriz) yerine göreve başlayan Marina Maljkoviç kurmuştu.
Demek oluyor ki sezona her üç teknik isim de istedikleri sporcu grubuyla başlamışlardı yarışa.
XXX
Futbol takımı, alınan galibiyetler ve “top hâkimiyeti en yüksek takım”, “Türkiye’de en çok ikili mücadele kazanan takım” gibi istatistiklerle şampiyonluğun mutlak favorisi olarak gösterildi ilk haftalarda.
O dönem “Riekerink beyefendi diyeceksiniz” pankartları açılıyordu tribünde. Sonra yavaş yavaş ivme kaybetti Galatasaray ve gelen yenilgilerle kaosun eşiğine yuvarlandı. Her ne kadar elimizde sağlıklı bir veri olmasa da çoğu Galatasaraylının JOR’u en azından kafasında tartıştığı bir sır değil.
Erkek basketbolda ise Koç Ergin Ataman’ın istekleri doğrultusunda oluşturulan takım sezon başından bu yana başta koçun kendisi olmak üzere kimseyi mutlu edemedi.
Bu sezon öncesindeki kariyeriyle Galatasaray taraftarlarınca “imparator” ilan edilen Ataman’ın takımına baktığımız zaman futboldaki Şampiyonlar Ligi’ne karşılık gelen Euroleague’de oynanan beş maçta elde edilen beş yenilgi göze çarpıyor ilk planda.
Üstüne, bizzat koç tarafından tercih edilmelerine karşın yine bizzat koç tarafından basına şikâyet edilen basketbolcuları görüyoruz. Bu da JOR gibi Ataman’ın da taraftarca kendi kurdukları takım üzerinden sorgulanmasına yol açıyor.
XXX
Kadın basketbol şubesinde bambaşka bir fotoğraf var: Sezon başında küme düşmemeye oynar denilen Galatasaray kadın basketbol takımı yoluna şimdilik firesiz devam ediyor, ama bu çok önemli değil. Önemli olan, Galatasaray kadın basketbol takımının sahada hareketi ve tempoyu kendi tekeline alan bir felsefeyle basketbol oynaması.
Yeniden hatırlayalım. Galatasaray’ın bu üç şubesinin ortak özelliği, her üç takımın da teknik direktör ve koçları tarafından oluşturulmasıydı. Bu üçü arasında takımını oluşturduğu sistem doğrultusunda oynatan ve hedefe götüren tek bir isim var: Marina Maljkoviç.
XXX
Soru şu: Maljkoviç’in başardığı ne? Ya da JOR ve Ataman’ın başaramadığı?
Maljkoviç’in sahada bütün oyuncularının sürekli mobilize olmasına dayanan bir sistemi var. Kurduğu takım sürekli topa baskı yapıyor sahada. Bu sistemi oyuncularına da benimsetmiş durumda. Takım kaptanı Işıl Alben’in, “koç bu sistemle büyük başarılar kazanmış, biz de sisteme inandık ve sahada bunun için mücadele ediyoruz” sözleri bu çerçevede önemli.
Maljkoviç Galatasaray’a adımını attığı ilk günden bu yana yaptırdığı tüm antrenmanlarda bu sistemi oturttu ve takımı, ilk resmi maçından bu yana topa baskı ve sahada mobilizasyona dayanan bu basketbolu oynuyor.
XXX
Ataman ve JOR’un yapamadıkları ise şu: Bu iki hocanın da kafalarında sistem diyebileceğimiz bir oyun yapısı var, ancak bu yapı, rakiplerin sahadaki performansıyla kolayca alt edilebiliyor ve değersizleştiriliyor. Başka bir deyişle, kafalarındaki yapı rakibin sahaya yansıttığı realiteyle kolaylıkla baş edemiyor. Bu nedenle kadın basketbolundaki gibi sistem içi mükemmellik arayışı söz konusu değil. Ya futbolda olduğu gibi sürekli geriye giden bir takım görüyoruz her hafta. Ya da erkek basketbolda olduğu gibi, kadro mühendisliğinin iflasından sonra daha doğru basketbolu oynayabilecek 7-8 kişinin arayışını.
XXX
Buradan JOR’a dönelim yine. Elbette bir sistemden ve oyun felsefesinden (burada top hâkimiyetine dayalı oyunun bir sistem ve felsefe olmadığını hatırlamak gerekiyor) konuşulamıyor Galatasaray’da. Konuşabileceğimiz yegâne şey, bireysel performanslara dayalı bir oyun yapısı.
Onun dışında daha basit bir soru; Galatasaray sezon başından bu yana hangi futbol yanlışını doğrusuyla değiştirdi?
Duran top mu? Galatasaray ligdeki ilk golünü de duran toptan yemişti (Akhisar Belediyespor) son golünü de (Başakşehir; bunun dışında Beşiktaş’tan da duran top golü yedi Galatasaray.) Ayrıca yediği sekiz golden ikisini duran topun hemen sonrasında tehlikenin savuşturulamaması nedeniyle verilen ikinci şans nedeniyle (Kayserispor ve Beşiktaş) kalesinde gördü.
Geçiş savunması mı? Yenilen sekiz golden üçü geçiş savunmasının yetersizliğinden kaynaklandı: Antalyaspor, Trabzonspor ve Başakşehir’in ilk golü.
Futbolcuların gereksiz şut iştahı mı? Başakşehir maçında 83’üncü dakikada 18 içinde Lukas Podolski ve Eren Derdiyok daha uygun durumdayken Josué Pesqueira’nın ceza sahası dışından attığı şut, bu konunun Galatasaray’da bir sorun olarak konuşulmadığına işaret sayılabilir.
Ayrıca şunu da belirtmek gerek; Galatasaray’ın bu sezon attığı 15 golden üçü ceza sahası dışından geldi. Yani yüzde 20 gibi yüksek bir oran var karşımızda. Ancak bu üç golün birisi frikiktendi (Selçuk İnan), ikincisi Antalyaspor maçında pozisyonun devamında Podolski tarafından atıldı. Üçüncüsü ise Bruma’nın Adanaspor deplasmanında Galatasaray’a galibiyet getiren vuruşuydu.
Görüldüğü gibi ceza sahası dışından şutla şansını denemek anlamında Galatasaray’ın gerçek manada tek golü var; Bruma ayağından ve genç kalecinin yanlış yer tutması sayesinde kazandığı gol. (Podolski’nin ceza sahasından yaptığı gol vuruş için “şansını denedi” diyemeyiz. Selçuk İnan’ınki ise zaten adı üzerinde frikik golü.)
Görüldüğü gibi doğrusuyla değiştirilmiş tek bir yanlış yok Galatasaray’da.
XXX
Başka bir soru; Başakşehir’in daha önceki maçlarını izlediğini düşündüğümüz JOR’un rakibin duran top organizasyonları için önlem aldığını ve takımı çalıştırdığını söyleyebilir miyiz? Bu sorunun yanıtı muhtemelen hayır. Üç nedenden.
İlki, maç boyunca bütün duran toplara Başakşehirliler vurdu.
İkincisi; Galatasaray’ın hava hâkimiyeti en iyi futbolcusu olan Eren Derdiyok’u, bütün duran toplarda Galatasaray bloğunun en ortasında gördük. Halbuki Başakşehir duran toplarda ikinci direk civarından gol bulan bir takım. Bu durumda duran topun kullanıldığı yere göre, arka direk ve civarını Derdiyok’a emanet etmek daha akıllıca olurdu.
Üçüncüsü; sezon başından bu yana bütün duran toplarda alan savunması yapıyorsanız, zaten hiçbir rakibe özel önlem almıyorsunuz demektir. Örneğin Başakşehir maçında duran toplarda alan savunmasına ek olarak Mehmet Batdal ve Yalçın Ayhan için adam adama savunma uygulaması da yapılabilirdi.
XXX
Sözü uzatmaya gerek yok. Söylenmek istenen şey oldukça basit. Öncelikle Galatasaray’ın hedeflenmiş bir oyun sistemi ve felsefesi yok. Dolayısıyla bu oyunu oturtan ve sağlamlaştıran çalışmalardan doğal olarak söz edemiyoruz.
İkincisi; Galatasaray’da bir oyun sistemi olmadığı gibi, rakibe karşı özel çözümler düşünmek ve bunları çalışmak da yok. (Abdullah Avcı’nın ise oturttuğu sisteme ek olarak Galatasaray için özel çalışmalar yaptırdığını da maç sonu açıklamasından anlıyoruz: “Galatasaray'ın oyun ağırlığı soldaydı ve yüzde 54 oranına geliyordu. Biz solu tıkadık ve yüzde 24'e düşürdük. Bruma'yı durdurduk.” Bu vesileyle Galatasaray’ın sol kanadını durduran Başakşehir sağ kanadının, sağ bek Uğur Uçar üzerinden maçı bir asistle tamamladığını da hatırlamak gerekiyor.)
Üçüncüsü, rakibin maç içinde geliştirdiği özel çözümlere karşı, o çözümü sıfırlayacak ya da rakibi başka bir sorunla baş başa bırakacak hamleler de yok.
XXX
Şimdi en başa dönüp o cümleleri yeniden okuyalım:
“Son bölümde dar alanda dörde dört yüksek tempolu çift kale maç gerçekleştirildi.” (…) “Üç grup halinde baskı üzerine bir çalışma yapıldı. Antrenmanın son bölümünde ise üç grup halinde dar alanda çift kale maç turnuvası gerçekleştirildi.” (…) “Antrenmanın ana bölümünde 11’e 11 iki takım halinde taktik çalışmalar üzerinde durulan bir çift kale maç yapıldı.”
Sonra da sezon başında şöyle bir transfer haberi okuduğumuzu düşünelim: “Galatasaray Başakşehir’den Uğur Uçar, Yalçın Ayhan, Bekir İrtegün ve Ferhat Öztorun’u transfer etti.” (Başakşehir Galatasaray karşısına üçü Florya’dan, birisi Fenerbahçe’den dışlanmış bu defans dörtlüsüyle çıktı.)
İki şey olurdu. Birincisi taraftar sokağa fırlardı ve Galatasaray sezona kaotik bir şekilde başlardı.
İkincisi Uçar, Ayhan, İrtegün, Öztorun dörtlüsü Galatasaray’ın bu çalışma temposu ve sistematiği içinde Türkiye’nin en az gol yiyen defansı unvanını kazanamazdı.
Demek oluyor ki sistem, kendini oluşturan parçaların toplamı değildir; ondan daha büyük ve daha komplike, düşünsel planda daha fazla emek isteyen bir şeydir.
Galatasaray’da bunu en iyi Maljkoviç biliyor ve anlıyor.
5 Kasım 2016 - futboo.com






