Hangi paradigma?
Türkiye’de medyanın taraftarı alıştırdığı bir maç yazısı türü var
Türkiye’de medyanın taraftarı alıştırdığı bir maç yazısı türü var. Bu tür maçı oynanan formasyonlar ve sistemler üzerinden değil, oynayan futbolcular üzerinden okur. Futbolculara maç başına yıldız veren çok eski bir geleneğin uzantısıdır bu. Türkiye’de taraftarın maça bakışı futbolcuya dayalı bu yıldız verme sistemiyle beraber evrimleştiği için futbola bakış açımız neredeyse çok eski çağlardan beri malul, yani yaralıdır. (Bunun elbette Türkiye’de analitik bakış açısına dayanmayan eğitim sistemiyle de bir bağlantısı var.) Futbolda ilk elden eksik olan en önemli şey analitik zihniyettir.
Buradan hareketle Galatasaray’ı nasıl analiz etmeliyiz? Elbette JOR’un nasıl bir futbol oynatmak istediği üzerinden.
JOR sezon başında Galatasaray’ın nasıl futbol oynayacağını şu kavramlarla açıklamıştı:
1. Baskılı futbol. 2. Top hâkimiyeti. 3. Pozisyonel oyun.Esasında bu üç kavram hep birlikte bir futbol felsefesi oluştururlar. Amaç bu futbol felsefesine dayanarak rakipleri dize getirmek, hedefe ilerlemektir. Dolayısıyla JOR’u en temelde taraftara vaat ettiği bu felsefe üzerinden analiz etmeliyiz.
İlk sekiz hafta (ligin yaklaşık olarak çeyreği yapar) gördüğümüz şu.
- Galatasaray hiçbir karşılaşmada maçın temposunu 90 dakika boyunca dikte edemedi rakibine. (Bunun tek istisnası Trabzonspor maçı sayılabilir, ancak burada da Ersun Yanal’ın maç sonunda dediği gibi Trabzonspor maç stratejisini topu Galatasaray’a bırakmak üzerinde inşa etmişti.) - Maçın temposunu tayin edememek bir sonuç. Buna yol açan iki faktör var. - İlki Galatasaray’ın fizik kalitesi baskılı futbol oynamasına, yani kendi temposunu rakibine kabul ettirmesine yetmiyor. - İkincisi Galatasaray üçüncü bölgede, yani rakip ceza sahası önünde ve içinde kolektif olgunluktan oldukça uzak. Yani takım oyunundan. Bu nedenle Hollanda futbolunun alamet-i farikası olan paslaşma yerine ilk tercih edilen şey kaleyi görür görmez şut atmak. Galatasaray’da pas, eğer şut açısı bulunmazsa mecburen tercih edilen bir seçenek olarak öne çıkıyor görüldüğü kadarıyla. - Rakamlar üzerinden gidecek olursak. Trabzonspor maçında Galatasaray toplam 21 şut çekti. (Her 4.2 dakikada bir şut.) Ancak bu şutlardan sadece beşi ceza sahası içindendi. 16 şut ise ceza sahası dışındandı. Ceza sahası dışından atılan bu 16 şuttan sadece üçü kaleyi buldu. - Bu konuyla ilgili şunu da belirtmek gerekiyor. Trabzonspor maçında şut atan Galatasaraylı oyuncular birçok pozisyonda pası tercih etmelilerdi, çünkü birçok pozisyonda daha uygun olan minimum iki oyuncu vardı Trabzonspor ceza sahası içinde. - Bir de şu var. Futbolda rakip defansın dengesini bozan en temel faktörlerden birisi de tıpkı baskette olduğu gibi ekstra pas yapmaktır. Çünkü defans oyuncuları alan savunmasının gereği olarak rakibinden ilk planda şut beklerler ve temel refleksleri rakibin şut açısını örtmek ve kapatmaktır. Bu nedenle fazladan verilen pas kendini rakip şutuna göre pozisyonlamış defans oyuncusunu boşa düşürür. - Kolektif olgunluktan uzak olmak Galatasaray’ı, özellikle TT Arena’da oynanan maçların bazı bölümlerinde kaos futbolu oynamaya yöneltiyor. Yani ikinci bölgeden üçüncü bölgeye yüksek top atılıyor, daha doğrusu şişiriliyor. - Maçın temposunu ayarlamamak dışında Galatasaray’ın bir diğer temel sorunu da takımın saha parselasyonundaki dengesizlik. - Galatasaray temelde soldan rakip kaleye gitmeye çalışan bir takım kimliğine sahip. Isı haritalarında bu çok net biçimde görülüyor. Buna asimetrik hücum yapısı da diyebiliriz. - Isı haritalarının ortaya koyduğu başka bir gerçek var: Galatasaray hücumda merkez aksı da pek kullanmıyor. Açacak olursak Galatasaray topu üçüncü bölgeye kadar merkezde taşıyıp oradan kanatlara yönelmiyor. Doğrudan ikinci bölgede topu kanatlara taşıyor. Bunun iki nedeni var. - İlki Hamit Altıntop dışında Galatasaray’ın orta sahasındaki futbolcuların topla kat etmedeki etkisizlikleri. - İkinci ve en önemli neden ise normalde 4-2-3-1 formasyonunda santrfor arkasında oynaması beklenen Wesley Sneijder’ın temas futbolunu sevmemesi nedeniyle kendini sola atması.Twitter’daki @11tegen11 hesabının Opta verileriyle her maç sonrasında yayınladığı pas haritalarında Sneijder’ın kendisini sola atması net biçimde belgeleniyor. (üstteki grafik)
- Pas haritasına bakınca Galatasaray’ın farklı isimlerle yine 4-2-3-1 oynadığı görülüyor: Sneijder sol kanatta, santrfor arkasında Bruma, sağda ise Lukas Podolski. Nitekim Trabzonspor maçında Sneijder’ın kendini fiilen sola atmasından sonra JOR’un bir ara Bruma’yı sağ koridora yollayıp, Lukas Podolski’yi santrfor arkasına, yani Sneijder’ın yerine göndermesini Lig TV’de Reha Kapsal Galatasaray’ın 4-4-2’ye dönmesi olarak yorumladı, ama bu yorum doğru değildi. Çünkü Galatasaray hâlâ 4-2-3-1 formasyonuyla sahadaydı. - Pas haritasının ortaya koyduğu başka bir gerçek daha var: Galatasaray’ın Sneijder, Bruma ve Podolski’den oluşan forvet hattı takımın pivot santrforunu, Eren Derdiyok’u beslemiyor, besleyemiyor. (Haritada futbolcu adlarının yer aldığı turuncu dairelerin ebatını belirleyen tek faktör alınan pas sayısı. Bu gözle bakıldığında Eren Derdiyok Galatasaray’da Fernando Muslera’dan sonra boyut olarak en küçük turuncu daireyi oluşturuyor.) Derdiyok’un yalnızlığı aslında hücum paradigmasının iflası anlamına da geliyor. - Bu arada topun iyi paylaşıldığı Liverpool’un pas haritası üzerinden Galatasaray’ın pas haritasında Derdiyok’un yalnızlığını ve takımın sola çekişini daha iyi anlamak mümkün. (üstteki grafik) - Pozisyonel futbol topun hücum bölgesinde sürekli olarak alan değiştirmesine, böylece rakip savunmayı dengesiz yakalamayı amaçlama esasına dayanır. Ancak bunun gerçekleşmesi için, yani rakip defansın dengesinin bozulması için en önemli kriter topun hızlı olmasıdır. - Galatasaray ise geçiş hücumları dışında topu hızlı dolaştıran bir takım değil. Bu nedenle neredeyse gole ulaşmak için tek plan, Bruma’nın adam eksiltmesi. Bruma ise ilk planda gol attırmak için değil, atmak için ivmelenen bir oyuncu. Pas, sürekli olarak üçüncü tercihi, birinci tercihi değil. - Sonuçta hücum aksiyonları esnasında topu hızla dolaştıramadığı ve rakibe baskı yapamadığı için pozisyonel oyunu iyi oynayamayan, bu nedenle de özellikle iyi kapanan takımlara karşı (örneğin Karabükspor, Trabzonspor) gol pozisyonu üretmekte zorluk çeken bir Galatasaray portresi çıkıyor ortaya. - Trabzonspor karşılaşmasında top hâkimiyeti yüzde 72 olan Galatasaray’ın gol pozisyonu oranı 1.08 olarak gerçekleşti. Galatasaray kalesine bütün maç boyunca ciddi biçimde dört kez gelebilen ve top hâkimiyeti yüzde 28 olan Trabzonspor’da ise gol pozisyonu oranı 0.8. Görüldüğü gibi top hâkimiyeti nedeniyle tek kale oynamış gibi görünen Galatasaray, cılız ataklar dışında Galatasaray kalesine gelmeyen Trabzonspor’dan belirgin derece farklılaşan bir hücum profili ortaya koyamadı. - Daha da özeti, Galatasaray sadece JOR’un sezon başında vaat ettiği üç faktörden top hâkimiyetinde ligin lideri. Ama diğer iki konu, baskılı futbol ve pozisyonel futbolda bir farklılık yaratabilmiş değil.Yeniden en başa dönelim. Analitik bakış açısı JOR’un oynatmak istediği sistem üzerinden analiz edilmesini gerekli kılıyor. Bu analizin gösterdiği bulgular ise şöyle:
- Galatasaray JOR’un sezon başında vaat ettiği oyun planından oldukça geride.
- Belirgin hücum şablonlarına sahip değil Galatasaray. Bruma’nın dalışları dışında bir gol planı yok gibi. Galatasaray’ın forvet hattının maç içinde takım oyunu yerine kendi futbollarının ve kişisel PR’larının peşinde olduğunu söylemek çok yanlış değil.
- Defansif rol ve yerleşimlerde de ciddi bir aşama kaydedemedi Galatasaray. Bunun en son örneğini Trabzonspor’un attığı golde gördük. Maçları futbolculara yıldız vererek yorumlama paradigmasına göre bütün suç Semih Kaya’da görünüyor. Ama mesela bu golü Mircea Lucescu’ya gösterseniz şu soruları sorar size: “Bruma faul verilmediği için mücadeleyi nasıl bırakabiliyor? Lionel Carole niçin bir türlü nereye gideceğine karar veremiyor? Golde asisti yapan Matus Bero pozisyon icabı Tolga Ciğerci’nin adamı, ama hiç rahatsız edilmeden yüzü kaleye dönük olarak nasıl girebiliyor ceza sahasına? Golü atan Dame N’Doye’yi marke etmesi gereken Cavanda’nın ne yaptığını anlayabildiniz mi?”
Gerçekte bu bulguların hepsi birer sonuç. Neden değil.
Temel neden ise şu: Galatasaray her manada yeterince çalışmıyor. Bunu hem takımın kolektif olgunluğunun (şablonlar, kombinasyonlar, ezberler, driller) ilerlememesinde görüyoruz, hem defansif yerleşim hatalarında, hem de maçın temposunun ayarlanmasında birincil faktör olan fizik kalite eksikliğinde.
Üstüne şunu da ekleyebiliriz: Aslında çoğu oyuncu kendi oynamak istediği futbolu oynuyor Galatasaray’da. Sneijder’ın solda oynamak istemesi onun doğal hakkı kabul ediliyor. Bruma’nın her pozisyonda aklındaki tek seçeneğin bütün rakiplerini geçmeye çalışmak olması sorun yaratmıyor. Podolski’nin bu fizik yetersizlikle Galatasaray’ın ilk 11 futbolcusu olabileceğini düşünmesi kimseyi endişelendirmiyor. Louis Pedro Cavanda’nın takımın taktik disiplini dışında futbol oynaması normal bulunuyor. Yasin Öztekin’in fizik kondisyonunu 90 dakikaya çıkarmaması sorun olarak görülmüyor, ya da kendi sorunu olarak kabul ediliyor. Tolga Ciğerci’nin altı numarada sekiz numaranın bakış açısıyla oynaması yeterli bulunuyor. Sinan Gümüş’ün geçen sezona oranla fiziksel ve zihinsel gerilemesi kimseyi düşündürmüyor.
Soru şu: Bütün bunlar sadece bizim hayal dünyamızda yarattığımız sorunlar mı, yoksa JOR’un da sorun olarak gördüğü ve üzerinde çalıştığı eksiklikler mi? Eğer bunlar JOR için çözülmesi gereken futbol problemleri değilse, Galatasaray’ın büyük sorunları var demektir.
Not: Yazıdaki tüm görseller @11tegen11’in Opta verilerini kullanarak oluşturduğu analizlerdir.






